Sarısı patlamış sahanda yumurtanın sarısını neden eski haline döndüremeyiz? Kırılmış bir kalbi neden tek bir sözle onaramayız? Tüm bu soruların merkezinde o meşhur kavram yatıyor: Entropi.
Entropi Nedir?
Entropi, amiyane tabirle evrendeki her şeyin düzenden düzensizliğe doğru akmasıdır. Bu tanım biraz eksik ama şimdilik genel çerçeveyi kavramanız için yeterli.
Evrendeki her şey; karmaşık, düzensiz ve "yayılmış" bir hale dönüşmek ister. Nedeni basit: Olasılık. Düzenli olmak enerji ve çaba ister. Odanı düşün; yüksek ihtimalle şu an dağınıktır. Enerji harcayıp odanı jilet gibi yapabilirsin. Ama sen prensip sahibi ve "önemli" bir kişi olduğundan, o değerli enerjini odayı toplamak için harcamazsın. İşte evren de tam olarak bu mantaliteyle çalışıyor.
Big Bang ve Düzen
Evrenin bu mantalitesini daha iyi anlamak için onun doğum anına, yani Big Bang'e (Büyük Patlama) gidelim.
Bildiğiniz gibi yaklaşık 13.8 milyar yıl önce, nedeni pek bilinmeyen bir sebepten dolayı evren bir anda ortaya çıktı. Adına "Büyük Patlama" desek de, aslında orada klasik anlamda bir bomba patlaması falan olmadı. Olay, muazzam bir genişlemeydi. Detayları başka bir yazıda konuşuruz, biz konumuz olan entropiye dönelim.
Büyük Patlama olduktan sonraki o akıl almaz kısalıktaki süre (10 üzeri eksi 43 saniye) boyunca "Planck Dönemi" yaşandı. Bu dönemi şöyle hayal edelim: Şu anki gözlemlenebilir evrendeki tüm galaksiler, gezegenler ve yıldızlar, bir toplu iğne başından bile küçük bir alana sıkışmıştı. O kadar yoğun, sıcak ve en önemlisi düzenliydi ki... Mükemmel bir "düşük entropi" durumu. Karmaşa yoktu, her şey derli topluydu.
Ama evren, derli toplu kalmak için uğraşmak istemedi. Bu doyumsuz hızla genişledi. O minicik alana sığdırdığı maddeyi milyarlarca ışık yılı uzaklıklara saçtı. Bu saçılan maddeler zamanla büyüyüp adam oldular koca koca yıldızlara, galaksilere dönüştüler. Tıpkı ebeveynleri olan evren gibi onlar da tek bir yerde durmaya karşıydılar ve birbirlerinden gittikçe uzaklaştılar.
Peki Bu Gidiş Nereye? Isıl Ölüm
Evrenin ve onun çocuklarının düzene olan bu nefretleri nereye kadar sürecek?
Isıl Ölüm'e kadar.
Isıl ölüm; evrenin entropisinin maksimum seviyeye ulaşması demektir. Termodinamiğin ikinci yasası gereği entropi sürekli artmak zorundadır. Sonunda evren, mükemmel bir "termodinamik dengeye" erişecektir. Kafan karışmasın, "denge" iyi bir şey gibi tınlasa da burada durum vahim. Hemen bir makarna örneğiyle açıklayalım.
Canın makarna çekti. Tencereye su, tuz, makarna ve yağ koydun. Ocağın altını açtın. Aslında yaptığın şey şu: Doğalgazdaki kimyasal enerjiyi ısıya çevirip tencereye aktarmak. Tencere ısınır, o ısıyı makarnaya verir ve makarna pişer. Bu transferin olabilmesi için ocağın tencereden daha sıcak olması gerekir. Yani bir sıcaklık farkı vardır.
İşte evrenin ısıl ölümü, artık o tencereyi ısıtamayacağınız ana verilen addır. Çünkü evrenin her noktası, istisnasız bir şekilde aynı sıcaklığa erişmiştir. Enerjiyi bir yerden bir yere aktaracak, ısıtacak ya da soğutacak hiçbir potansiyel fark kalmamıştır. Sıcaklık farkı yoksa, enerji akışı yoktur. Enerji akışı yoksa, iş yoktur. İş yoksa, canlılık da yoktur. Siz de yoksunuz makarna da yok. Aşkda yok. Aşk yoksa yansın bu dünya.
İnsan şunu düşünebilir: "Yaw her yerde sıcaklık aynıysa, her şey eşit dağılmışsa bu 'düzenli' demek değil midir? Maksimum düzene ulaşmışız, sen ucube gibi neden buna maksimum düzensizlik diyorsun?"
Güzel soru ama cevap hayır. Termodinamik açıdan bu durum maksimum düzensizliktir.
Bunu şöyle düşünün: Kütüphanedeki kitapların türlerine göre raflara dizilmesi "düzendir" (Düşük Entropi). Ancak bir bombanın patlayıp o kitapların sayfalarını kütüphanenin her santimetrekaresine eşit şekilde, homojen olarak dağıtması "düzensizliktir" (Yüksek Entropi).
Isıl ölümde enerji o kadar eşit ve homojen yayılmıştır ki, artık onu kullanıp bir "yapı" oluşturmak imkansızdır. Evren kapalı bir sistem olduğundan, bu sona doğru kaçınılmaz bir şekilde sürüklenmektedir.