Veriler ışık hızında yükleniyor...
Veriler ışık hızında yükleniyor...
Bilgili biri olsak da olmasak da ortaokulda fen dersini sevsek de sevmesek de bilim insanı olsak da olmasak da doğanın yasalarının olduğunu ve bu yasaların çiğnenemeyeceği sezgisi hepimizde var. Örneğin bir karpuzu yere atarsak yere düşer veya 0+0 2 etmez. Bunların tamamı insanların keşifleri değil sezgileridir.Bizi diğer canlılardan ayıran belki de en önemli yanımız evrensel yasaların bazılarını direkt olarak hissetmemiz. Yüksekten düşersen uff olursun vb. İşte evrenin yasalarını inceleyen canım alana teorik fizik denir. Kimileri bu yenmez kokuyor der ama asıl yenilecek alan budur.
Seneler 1700 civarlarında İngiliz beyefendilerimiz güzelim peruklarını takıp entel entel çay içtikleri dönemde ortaya kızlarla arası pek iyi olmasa da matematik ve fizikle arası oldukça iyi olan sevgili Isaac Newton çıkıyor. Sevgili Newtoncuğumuz günün birinde yine hülyalı hülyalı kızıl saçlı kızları düşünürken beyninde ampul yanıyor ve ne hikmetse Evrensel Kütleçekim Yasası'nı buluyor. Sonra düşünüyor abicim ben bu formüle ne koysam doğru çıkıyor. Sürtünmeyi ihmal edip nasıl attığımızı bildiğimiz sürece bir karpuzun nereye hangi hızla çarpacağını söylüyor. Ayın Dünya etrafında turunu 28 günde tamamladığını Dünya'nın Güneş etrafında 1 yılda döndüğünü... Abooo kızıl saçlı hanımefendilerden daha iyi bir şey bulmuş Newtoncuğum. Annesi onunla gurur duymuştur kesin. Ama işin ilginç tarafı Newton böyle güzel bir formül bulduğu için partileyip eğlenmemiş aksine yanılmadığını kanıtlamak için formülünü uzun zaman yanlışlamış. Günün sonunda hatalı olmadığını anlamış ve demişti bu formül evrensel. Yaklaşık 200 yıl sonra hafif bonus kafalı ve dil çıkartmayı seven bir adam evrensel formülünü çöpe atacaktı ama durun daha gelmedik oraya.
Newton'ın zamanında nadide formülünü hatalı çıkartacak hiçbir deney yoktu.
Newton'ın zamanında olduğumuzu Kraliyet Bilim Cemiyeti'nde petibööğğ bisküvi yediğimizi hayal edelim. Gezegenlerin hareketi uyduların hareketi bu adamın yasasına göre uyuyor sorun yoktu. Güneş sistemimizde 8 gezegen var. Neptün Uranüs Satürn Jüpiter Mars Dünya ve Venüs. Tüm bu gezegenler Newton'ın yasasına göre hareket ediyordu. Eşek ve kartal gözü karışımı bir göze sahip olanlarınız yukarıda bir gezegeni eksik saydığımı fark etmiş olabilir. Güneş'e en yakın olan Güneş'in kütleçekimini en fazla hisseden Merkür. Merkür nezdinde ufacık bir sorun var. O kadar ufacık ki Newton'ın çalışmasını izleyen 200 yıl içinde bu ufacık uyuşmazlık insanlığın uzay ve zaman hakkındaki bildiği her şeyi değiştirdi.
Merkür aslında pek ilginç bir gezegen değil. Aydan biraz büyük geceleri -180 gündüzleri 450 derece atmosferi hak getire kayalık başıboş bir gezegendir. Yukarıda dediğim gibi Newton'ın hesapları tüm gezegenlerle Merkür hariç uyum içindeydi kusursuzdu halen öyle. Arkalarında iz bıraksalar gezegenlerin her biri uzayda elips çizerdi ve tıpkı Newton'ın hesapladığı gibi her yıl bu elipsi takip ederlerdi. Ama Merkür öyle değil. Merkür'ün yörüngesi bir ucundan diğer ucuna devrilen yumurta misali kendi etrafında döner yani Merkür üst üste iki defa aynı yörüngeyi kullanmaz. Vaktinde sevgili Newton bunu fark etti ama pek şeyine takmadı. Ona göre bunun nedeni diğer gezegenler yüzünden kaynaklanıyordu. Aslında Merkür'ün bu uyuşmazlığını şöyle ifade edebiliriz yelkovan ve akrebi düşünün. Saat 13.05 olsun. Akrep ve yelkovan arasındaki alanı 100 milyar küçük parçaya böldüğünüzü düşünün işte bu uyuşmazlık o 100 milyar küçücük alandaki tek bir kadardı.
Newton'ın denklemi cisimlerin birbirini nasıl çektiğini ölçüyordu ama kütleçekimin gerçekte ne olduğunu söylemiyordu. Aslında gariban Newton kütleçekiminin nereden geldiğini anlamaya çok uğraştı. Cisimlerin birbirlerini çekmesine neden olan şey maddenin kendine has özelliği miydi? Evrende tüm cisimler arasında bir bağ mı vardı? Ayaklarımız ile Dünya arasında ip olmadığına göre bu bağ manyetik olabilir miydi? Ayağımıza mıknatıs tuttuğumuzda yapışmıyor çünkü vücudumuz nötr o zaman bu bağ manyetik olamaz. Newton maalesef bu soruların cevabını bulamadan tahtalı köyü boyladı ama ondan 200 sene sonra kimilerine göre otistik benim için otistik ile deha karışımında olan bir adam çıktı ve bu soruları Genel Görelilik adında bir teori ile açıkladı. Onun adı Albert Einstein'dı.
Newton evreni dümdüz cetvelle çizilmiş kağıt gibi görüyordu. Einstein ise evreni yatak çarşafı olarak görüyordu. Biz buna genel görelilik diyoruz. Gergin bir trambolin veya yatağa gerilmiş bir çarşaf hayal edin. Bu çarşaf uzay zaman dokusu olsun. Newton sanıyordu ki çarşaf kaskatı esnemez bükülmez. Yanılıyordu. Bu çarşafın ortasına bir karpuz koyduğunu düşün. Ne olurdu? Çarşafın ortası göçer çukur olurdu. Olay bu işte.
Einstein'a göre kütleçekim diye bir kuvvet yok. Newton boşu boşuna kafa patlatmış bu kuvveti bulmak için. Yani Güneş Dünya’yı görünmez bir iple kendine çekmiyor. Güneş o kadar ağır ki uzay zaman çarşafını büküyor orada bir çukur oluşturuyor. Dünya da garibim düz gitmeye çalışıyor aslında. Düz gitmeye çalışıyorsun da kör müsün arkadaşım yol yamuk. Yol büküldüğü için Dünya Güneş’in oluşturduğu o çukurun etrafında dönüp duruyor. Tıpkı bir huninin içine attığınız bozuk paranın dönmesi gibi. Para düşmek istemiyor sadece bükülmüş zemini takip ediyor. Yani düşerken uff olmamızın sebebi yerin bizi çekmesi değil yerin kütlesinin uzayı bükmesi ve bizim o bükülen yokuştan aşağı kaymamız.
Bunu anladığımıza göre gelelim Merkür efendiye. Merkür Güneş’e o kadar yakın ki Güneş’in o devasa kütlesiyle büktüğü uzay zaman çukurunun en dibinde en dik yokuşunda dolanıyor. Newton’ın formülleri düz veya hafif eğimli yerlerde Dünya Mars Jüpiter gibi harika çalışıyor. Ama Merkür gibi uzayın hamur gibi yoğrulduğu zamanın bile kütleçekimden dolayı yamulduğu o ekstrem bölgeye gelince Newton’ın cetveli yetmiyor. Einstein kendi yamuk geometri denklemlerini ki bunlara hiç bulaşmayalım beynimi yakar tensör hesabı falan hiç girmeyelim Merkür’e uyguladığında o 100 milyar parçalık küçücük hatayı şak diye buldu. Merkür sarhoş değildi sadece Güneş’in dibindeki o aşırı bükülmüş yerinde düz gitmeye çalışıyordu.
Bilim dünyası şokta tabii. İngilizler şaşkın Bizim Isaac nasıl yanılır diye peruklarını çıkartıp kafalarına vuruyorlar. Ama Einstein sadece Merkür’ü açıklamakla kalmadı dedi ki eğer ben haklıysam kütle uzayı büküyorsa ışık da bükülmeli. Allah Allah. Ben inanmıyorum çıkart göster diyenlere ise çıkartıp masaya Güneş tutulmasını koydu. Çünkü normalde Güneş varken arkasındaki yıldızları göremezsin Güneş far gibi parlar. Sadece Ay Güneş’i tam kapattığında Tam Güneş Tutulması hava kararır ve Güneş’in hemen yanındaki yıldızlar görünür olur. Eğer bu yıldızlar olmaları gereken yerde değil de sanki biraz kaymış gibi görünürlerse ışık bükülmüş demektir.
Ve beklenen gün geldi 1919 yılı. Arthur Eddington adında bir İngiliz astronom kendisi tam bir bilim aşığıdır çok severim savaş mavaş dinlemedi kalktı Afrika’ya gitti. Tutulma sırasında fotoğrafları çekti. Sonuç? Yıldızlar tam da Einstein’ın bükülmesi lazım dediği kadar sapmıştı.
Velhasılıkelam
O petibör bisküvili çay saatlerinde konuşulan kuvvet aslında bir illüzyonmuş. Elinizdeki bardağı bıraktığınızda yere düşmesinin sebebi Dünya'nın uzayda yarattığı çukura doğru kaymasıymış. Bizler kütleli cisimlerin büktüğü bir sahnede dans eden figüranlarız. Ama işin en güzel yanı ne biliyor musunuz? Einstein da son sözü söylemedi. Onun teorisi de karadeliklerin merkezinde veya atomaltı parçacıkların o kuantum dünyasında (ki Einstein kuantumdan haz almayıp tanrı zar atmaz diye trip atardı) sorunlı. Belki şu an bir yerlerde üniversite kantininde peynirli sigara böreğini yiyip çayını yudumlayan, Einstein amca iyi hoş da eksik söylemiş diyen 20 yaşında bir genç yarın öbür gün çıkıp bize uzay aslında çarşaf değil hatay üsülü soslu döner sosu falan diyecek. Bilim dediğin de zaten bu bitmeyen dedikodu değil mi?